Sayfa 33 -
$ DOLAR → Alış: 32,88 / Satış: 33,02
€ EURO → Alış: 35,78 / Satış: 35,93

“Hayatta Ben En Çok Babamı Sevdim”

Baha Akıner
Baha Akıner
  • 26.04.2021

Şair, tiyatro ve sinema sanatçısı Cahit IRGAT anlatıyor:
“Maarif Vekilliği’ne atandığında; imzalarından birini de, benim konservatuvardan kovuluşum için atmıştı. O tarihlerde Cevat Memduh ALTAR; Cebeci Konservatuvarı’nda, Güzel Sanatlar Genel Müdürü ve Sanat Tarihi hocasıydı…
‘Seni asacağız, sonra ağlayacağız…’

Böyle dedi Cevat Memduh bana…

Assan ne çıkar, ağlasan ne çıkar? Gözyaşından ne çıkar?

***

Gözyaşı erkek işidir bazen.
Ağlamak, iki göz içindir…

Karadeniz, koca deniz.
Kocaman köpüklü asil dalgalar;
Ağır ağır, iri iri Nâzım Hikmet yürüyüşüyle,
Nâzım Hikmet sesiyle geliyor,
Vuruyor, geri dönüyor, Şile sahillerine…
Erkek deniz, erkek sesi getiriyor…

Bu şiirimi, ‘Nâzım Hikmet için mi yazdın?’ dedi bir sevdiğim. ‘Hayır’ dedim, yazamam. O öylesine büyük ki, O’nun için öylesine güzel şeyler yazıldı ki!…

***

Bir gün; hiç unutmam, çakırkeyiftik. Naci SADULLAH, ‘Yazmayın’ dedi. Nâzım Hikmet’ten sonra şiir yazmayın artık!. Böyle büyük bir şairden sonra şiir yazılmaz!…

Nâzım Hikmet, büyük şair. Ama ondan sonra şiir yazılmaması? Naci SADULLAH içtenliği bu, söyler…

Yıl 1950.
Sabahattin EYÜBOĞLU, Avni ARBAŞ, Hasan KAVRUK, Arif KAPTAN, Selim TURAN, hep birlikte Paris’teyiz…

Gece yarısını çoktan geçmiş, şarapla ilerliyoruz sabaha. Pansiyon odamın kapısı güm güm vuruluyor.
‘Kim o?’ diyorum. ‘Sen aç hele!’ diyorlar. Hiç tanımadığım iki kişi. Biri; iri yarı, sakallı. Öbürü; incecikten, sakalsız…

– Ben Can YÜCEL, diyor sakalsızı. Hemen dost oluyoruz. O gün bugün de, dostuz Can YÜCEL’le…

Şaraplı, şiirli, güzel günleri düşündüğümüz yıllarımızdı o yıllar. Ve bir kadını hatırlatır, o yıllar bana. Ardından sustuğum, bugün unuttuğum bir kadını. Teselli bulmam için böyle bir gecede üç şişe rom içmiştik Can YÜCEL’le. Tahta gibi dümdüz düştüğümü hayâl meyal hatırlarım hâlâ. Ertesi gün uyandığımda; Can YÜCEL kendi yatağına yatırmış beni, başucumda bekliyor. Epey korkutmuşum, ölür giderim diye…

O şaraplı, o şiirli günlerde, Sabahattin EYÜBOĞLU:
– Bu gece Avni ARBAŞ’ın atölyesinde buluşuyoruz, dedi.
– Hayrola, dedim.
– Hasan Âli YÜCEL gelmiş…

Çanlar, ziller çaldı kafamda. Maarif Vekilliği’ne atanışının ilk imzalarından biri geldi aklıma.
Cazır cuzur etti kafam…

– Rakı da var, dedi Sabahattin EYÜBOĞLU.
Ki, o dönemde; rakı, sucuk, pastırma, kuru fasulye nimetti Türkler için Paris’te…

Can YÜCEL’le dostluğumuz sürüp giderken; bir gün bile düşünmemiştim Hasan Âli’nin, O’nun babası olduğunu…

Gece güzel başlamıştı Avni ARBAŞ’ın atölyesinde. Rakılı ve şaraplı bir geceydi. Hep tanıdık; ya sanatçı, ya eğitimci Türklerdik bu çilingir sofralarında…

Cin gibi, zeki bir adamdı Hasan Âli YÜCEL. O güne dek hiç karşılaşmamıştık. Rakı bitmiş şaraba başlanmıştı. Her zaman olduğu gibi; konu dönmüş dolanmış, “Ne olacak bu memleketin hâli”ne gelmişti. Eğitim meseleleri, sanat meseleleri, özgürlük meseleleri…

Birden damdan düşercesine,
“Sizin başka işiniz yok muydu ki; Maarif Vekilliği’ne gelir gelmez attığınız imzaların biri de, benim konservatuvardan kovulmam içindi!” dedim…

O, “İyi olmuş!. Çok iyi etmişim!. Bak, şimdi sanatçısın Paris’te. Memlekette kalsaydın ne olurdun?
Maaşlı devlet oyuncusu!…” dedi…

Haklıydı illa ki…

Bu geri toplum nasıl yüceltilir, nasıl düzeltilir? Bunlar konuşuldu, tartışıldı o gece. Memleket havaları söylendi; hasretle, ağız dolusu. Ve Hasan Âli YÜCEL’e kendi bestesini rica ettik, okudu o gece. Köy Enstitüleri, Tonguç, Türkiye’nin okumuş umutlu geleceği konuşuldu…

Gecenin sonunda, öyle güzel anlattı ki oğluna duyduğu hasreti:
“Mutluyum, oğluma kavuştum. Oğlumla yatacağım bu gece” dedi…

Çok sonraları, yıllar sonrası bir gün, bir tiyatro turnesinde Ankara’daydık. Güzelim Can YÜCEL beni evine yemeğe çağırmıştı. Oyundan sonra, gece yarısı, Fahir AKSOY’la uğradık.Bedrettin TUNCEL de varmış öbür odada ve başka misafirler.
“Vay” dedi Hasan Âli YÜCEL, bizim rakılı odamıza girerek:
– Burada âlem varmış da bizim haberimiz yok. İnsan çağırmaz mı bir kadeh iç diye? Keyfinize bakın çocuklar, bu dünya kimseye kalmaz…”

***

Çok şey yaptı bu Vatan için Hasan Âli YÜCEL. Çok büyük emekler verdi.
Ankara Üniversitesi Fen Fakültesi’nin kurulması,
Milli Eğitim Yayınları’nın kurulması,
Yüksek Mühendis Okulu’nun İTÜ’ye dönüştürülmesi,
Ankara Tıp Fakültesi’nin kurulması,
Köy Enstitüleri’nin kurulması,
Dünya klâsiklerinin Türkçeye tercüme edilmesi ve ilk resmî ve telifli Türkçe ansiklopedi olan İnönü Ansiklopedisi’nin ön çalışmaları; hep O’nun bakanlığı döneminde gerçekleşti…

Devlet Konservatuvarı’nın kurulması, Türkiye’nin UNESCO’ya girişi O’nun çabaları sonucunda oldu…

Dedim ya; çok şey yaptı bu Vatan için Hasan Âli YÜCEL, çok büyük emekler verdi…

Verdi, verdi de; ben de insanlığından bahsetmek istedim bugün size, kalemim elverdiğince…

Boşuna dememiş yani oğlu Can Baba,
“Hayatta ben en çok babamı sevdim” diye…

YAZARIN SON YAZILARI
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ