Sayfa 33 -
$ DOLAR → Alış: 31,98 / Satış: 32,11
€ EURO → Alış: 34,63 / Satış: 34,77

Zülfü LİVANELİ – 2-

Baha Akıner
Baha Akıner
  • 14.02.2021
“Yaşamak görevdir bu yangın yerinde!.
Yaşamak, insan kalarak!…
Yaşamak; bu yangın yerinde,
Her gün yeniden ölerek!…
Zalimin elinde tutsak,
Cahile kurban olarak!…
Yalanla; kirli havada,
Güçlükle soluk alarak!…
Savunmak gerçeği, çoğu kez.
Yalnızlığını bilerek!…
Korkağı, döneği, suskunu
Görüp de; öfkeyle dolarak!…
Toplanıyor ölü arkadaşlar;
Her biri, bir yerden gelerek!…
Kiminin boynunda ilmeği,
Kimi kanını silerek!…
Kucaklıyor beni Metin Altıok.
“Aldırma” diyor, gülerek!…
Yaşamak görevdir bu yangın yerinde!.
Yaşamak, insan kalarak!…”
2 Temmuz 1993’te;
Sivas’ta,
Madımak Katliamı’nda,
Yitirilen canlara,
Yakın dostu Ataol BEHRAMOĞLU Şiir yazar da,
Zülfü LİVANELİ de besteler o Şiir’i…
Alın size “Yangın Yeri…”
Bu bir Pazar Edebiyat yazısıdır dostlar…
Türkiye’nin; kitapları en çok satan yazarının,
Hikâyesinin ikinci bölümüdür…
“Leylim Ley” demeden;
“Karlı Kayın Ormanın”ndan,
“Kan Çiçekleri”nden,
“Yangın Yeri”nden,
“Yiğidim Aslanım”dan bahsetmeden…
Okulda defterine, sırasına, ağaçlarına yazdığı gibi
ve istediği hep;
“Eyyy!. Özgürlük!…” demeden henüz…
Evet dostlar!…
Bu bir;
Vatan Sevgi’sinin kaleme alınmış ve
Yaşarken henüz anlayalım diye yazılmış,
Bir Ömer Zülfü LİVANELİOĞLU,
Hikâyesinin ikinci bölümüdür…
**********
O “Yangın Yeri”nde,
Dostlarını kaybetti Zülfü LİVANELİ…
Muhlis AKARSU,
Metin ALTIOK,
Behçet AYSAN,
Asım BEZİRCİ,
Hasret GÜLTEKİN,
Âşık Nesimi ve niceleri…
Karanlığa düştü gövdeleri de;
Türkü yakan elleriyle,
Şiir okuyan dilleriyle
Yandı yandı kül oldu,
Niceleri daha yitip gitti…
Ya insan odaklı fikirleri!.
Özgürlük ana temalı düşünceleri!…
Mümkün mü?
Mümkün mü;
Fikirlerin,
Düşüncelerin yitip gitmesi?
Halâ anıyoruz işte!.
Halâ yüreğimizde yaşıyor hepsi!…
**********
Fransa’daki AĞCA duruşmalarına,
Türkiye’den gelen gazeteciler;
Örsan ÖYMEN,
Güneri CİVAOĞLU,
Uğur MUMCU,
Her geldiklerinde,
Paris’te Zülfü LİVANELİ’ne uğrarlar…
Bir gün yine;
Bir Uğur MUMCU’nun ziyaretinde sohbet,
“Ne olacak bu memleketin hâli…” kıvamında ilerlerken;
Zülfü LİVANELİ,
Uğur MUMCU’ya Nâzım için yeni bestelediği;
“Yiğidim Aslanım”ı dinletir…
Uğur MUMCU ağlamaya başlar…
Bunun bir “Nâzım Hikmet’e Ağıt” değil,
Bütün devrim şehitlerine ağıt olduğunu söyler…
Ve bundan böyle her cenazede,
Bu ağıdın söyleneceğini iddaa eder…
“Şu sılanın ufak, tefek yolları.
Ağrıdan, sızıdan tutmaz elleri.
Tepeden tırnağa, şiir dilleri.
Yiğidim aslanım, burda yatıyor…
Bugün efkarlıyım, açmasın güller.
Yiğidimden kara haber verirler.
Demirden döşeği, taştan sedirler.
Yiğidim aslanım, burda yatıyor…
Ne bir haram yedi, ne cana kıydı.
Ekmek kadar temiz, su gibi aydın.
Hiç kimse duymadan hükümler giydi.
Yiğidim aslanım, burda yatıyor…”
Tam da dediği gibi olur
ve 10 yıl sonra kendi cenazesinde,
Yağmur altında 200 bin kişi bu ağıdı okur…
Bir anlamda;
Fransa Paris’te,
O anda kendi ağıdına ağlamıştır Uğur MUMCU…
Bu en başından beri hep böyle olmuştur!.
En VatanSever evlatlarına kıymıştır bu memleket…
**********
Nâzım gibi ülkesine,
Vatan’ına hasret çekmekteydi Zülfü LİVANELİ…
Zaman zaman Fransa’dan ayrılıyor,
Başka ülkelerde konserler veriyordu…
Yunanistan bu ülkelerden biriydi.
Yunanistan halkı O’nu çok Sevi’yordu…
Theodorakis’le birçok konser verdi…
Yine bu konserlerin birinde;
Yunanistan’da Sisam Adası’nda sahil kenarında dinlenirken,
Yine bir buram buram çektiği Vatan hasretinde,
Karşıya yüzerek geçilebilinecek yakınlıkta olan,
Kuşadası’nı bakarak bir Şiir yazar:
“Kardeşim duymaz, el oğlu duyar…”
Fransa’ya döner dönmez besteler…
“Susarlar sesini, boğmak isterler.
Yarımdır, kırıktır sırça yüreğim.
Çığlık çığlığa yar geceler.
Kardeşin duymaz, el oğlu duyar…
Çoğalır engeller, yürür gidersin.
Yüreğin taşıyıp götürür seni.
Nice selden sonra, kumdan ötede.
Kardeşin duymaz, el oğlu duyar…”
**********
Sadece kendi Şiir’lerinden değil;
Orhan Veli Şiir’lerinden,
Ülkü TAMER
ve Gülten AKIN Şiir’lerinden de de besteler yaptı Zülfü LİVANELİ…
Sazla sözü…
Yani özle biçimi…
Hani Sabahattin ALİ’nin,
Dillerden düşmeyen şarkıdaki dizesi var ya:
“Aldırma Gönül Aldırma”…
Bir Şiir, bir dize, bin bir türlü bestelenebilir…
Biri besteler, “Aldırma Gönül” sözleri,
“Boş ver” anlamına gelir…
Bir başkası, başka bir anlayışla besteler;
Aynı sözler, “Diren Gönül, Diren” anlamına gelir…
İşte aradaki bu farkı ortaya koydu
ve bizlere gösterdi Zülfü LİVANELİ…
Bir elinde sazı, öteki elinde;
Yunus’un,
Pir Sultan Abdal’ın,
Karacaoğlan’ın,
Nâzım’ın,
Fazıl Hüsnü’nün,
Refik DURBAŞ’ın,
Orhan Veli’nin,
Gülten AKIN’ın ve daha nicelerinin dizeleri,
Çıktığı yolculukta müziğini sürekli geliştirdi…
Yalnız saza ve Halk Müziğine bağlı kalmadı.
Kullandığı sözler, Şiir’ler, müziğini biçimledi…
“Dünya değişiyor. Ben de…
Düşüncelerim, müzik anlayışım gelişiyor…”
diyor Zülfü LİVANELİ…
Dünya gelişim içinde.
Özünü yitirmeden değişmeli, yenilenmeli insan.
Yoksa çağa ayak uyduramaz…
“Dünyayı güzellik kurtaracak…
Bir insanı Sev’mekle başlayacak her şey!…” den…
“Heyy Özgürlük!…” şarkısına uzanan bir repertuar…
Şarkılar hep sözcükleri kullanır.
Bin yıllardır süre gelen evrende;
Kimi zaman az,
Kimi zaman bakire,
Kimi zaman çok kullanılmış sözcükleri…
Hepimizin her an söylediği, duyduğu,
Yazdığı, okuduğu sözcükleri…
Ancak bu sözcükleri yaşamıyorsak,
Yaşatmıyorsak,
İstediğimiz kadar yüksek sesle söyleyelim,
Bağıralım, yok gibidirler…
Sanki hiç olmamış gibi…
İşte Zülfü LİVANELİ’nin şarkılarında,
Bu sözcükleri yaşatan müziğidir…
**********
Çocukluğundan beri içinde hep bir Yazar olmak isteği vardı.
Bu özelliğini de şöyle anlatır:
“Ben çocukluğumdan beri kendimi hep Yazar olarak düşündüm.
İsteğim buydu.
Sürekli kitap okuyarak aklını kaçıran bir çocuk gibiydim.
Odamın duvarları hep HEMINGWAY posterleriyle doluydu.
Edebiyat ve Yazarlık benim tutkumdu.
Müzikle edebiyat birlikte gitti hep.
Şiir yazdım, roman yazdım.
Şair’lerin Şiir’lerini besteledim…
Yazımına Stockholm’da başladığım romanım;
“Bir Kedi, Bir Adam, Bir Ölüm”ün yazımı mesela,
Bırakıp – elime alarak tam 20 yıl sürdü…”
1978’de ilk kitabı, “Hikâye Seçkisi” yayınlandı.
1996’da ise “Engereğin Gözü” romanı…
Sonrasında peş peşe geldi romanları.
Romanlarını, okuyucusu ve halkı çok Sev’di.
Ve Türkiye’nin en çok okunan yazarı oldu…
**********
Ve bir başka yönü.
Senaristliği ve yönetmenliği…
Bu konuyu da şöyle anlatır:
“Stockholm’da “Yılanı Öldürseler” filminin müziğini yapıyordum.
Aynı zamanda montajına da yardım ediyorum.
Yanımda Paris’ten gelen Abidin DİNO ve Türkan ŞORAY da var.
Türkan ŞORAY’ın teklifiyle kendimi sinemanın içinde buldum…”
Meraklıydı Zülfü LİVANELİ
ve İsveç’te kurslarına da gitmişti…
Yakın dostu ve ağabeyi Yaşar KEMAL,
Kendi eserlerinden birisinin sinema yapalım teklifinde bulundu…
Ve Rutkay AZİZ’in de ilk filmi olan,
“Yer Demir Gök Bakır” böyle doğdu…
Erzincan’ın dağ köylerinde çekti filmi Zülfü LİVANELİ.
Filmleriyle de Türk Sineması’nda,
Başka bir pencere açar Zülfü LİVANELİ…
Özellikle “Sis”;
Hem yurt içinde,
Hem yurt dışında birçok ödül aldı…
“Sis” filmi de, Fikret KUŞKAN ve Uğur POLAT’ın ilk filmidir…
**********
Ve siyaset…
Hiç istemediği bir alandı Zülfü LİVANELİ’nin.
Yurduna, Vatan’ına ve insanlarına karşı,
Tabi ki bir sorumluluk duyuyordu ama;
Bunu müzikleriyle, kitaplarıyla,
Sürekli üretim halinde olduğu sanatıyla yerine getirmek istiyordu…
İstiyordu ama bu konuda çok da baskı görüyordu…
1994 yerel seçimlerinde;
SHP’den İstanbul Adayı olması ise,
Sorumluluk sahibi Zülfü LİVANELi için tam bir oldu bittiydi…
Bu konuda çok düşünüp, siyasete girmek istemediğini
ve İstanbul adaylığını kabul etmediğini dostlarına bildirdiğinde,
“Buradan böyle söylemek olmaz.
Ankara’ya gidelim, orada parti yetkililerine anlatırsın…” dendi…
Bu söz daha kendisine söylenir söylenmez,
Henüz Ankara’ya gidemeden televizyonlarda
ve gazetelerde İstanbul adaylığı açıklanmıştı bile…
Kıramadı kimseyi.
Adaylığı kabul etmek zorunda kaldı…
Partinin çok az olan oy oranını yükseltmeyi başarsa da;
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimlerini,
Yüzde 2 oy farkıyla kaybetti…
Seçimi Refah Partisi’nden Recep Tayyip ERDOĞAN kazandı…
Yakın dostlarındaki bu siyasette olması
ve siyasetin kendisiyle temizlenecek olması yönündeki telkinleri
ve ısrarları sonucunda,
Sonraki genel seçimlerde CHP’den Milletvekili seçildi…
Fakat siyaseti istemiyordu Zülfü LİVANELİ…
Bir ara CHP Genel Başkanlığı’nda ismi üzerinde anlaşılsa da;
Sanatçı, edebiyatçı, naif yüreği bunu kabullenemedi…
Siyasetten uzaklaştı Zülfü LİVANELİ…
**********
1996 yılında cezaevlerindeki açlık grevlerinde,
Babasının arkadaşı,
İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Ferzan ÇİTİCİ’nin önerisiyle;
Yakın dostu ve ağabeyi Yaşar KEMAL
ve birkaç dostuyla birlikte ‘Arabuluculuk’ yaptı…
Mahkûmların makûl istekleri kabul edildi.
Ve böylece binlerce mahkûm ölümden döndü…
Benim de Ankara’da yaşadığım dönem olan 1997’de,
Eski Hipodrom’da düzenlenen
ve yine benim de izlediğim konserinde rekor bir izleyici vardı.
Tam 1 milyon kişi.
1 milyon kişi tek ağızdan, tek yürek türküler söyledi Ankara’da…
Kaderin cilvesine bakın ki;
O konserde söylenen şarkıların Şiir’lerini,
O konser yerine birkaç yüz metre uzaklıkta olan,
Askeri Cezaevi’nde yazmıştı…
Ve 1 milyon kişiyle birlikte söylemekteydi…
Bu durumu da şöyle aktarır Zülfü LİVANELİ:
“Bu; suyun yol bulması gibi, sanatın yol bulması halidir.
Sanatın gücüdür bir bakıma…”
************
Ve en son albümü, “Gökkuşağı Gönder Bana”
“Uçakları neyleyeyim,
Gökkuşağını gönder bana…
Senin olsun süngülerin,
Gül dikeni yeter bana…
Kan kurşundan silinince,
Kardeş olur eller bana…
Silahları neyleyeyim,
Benim sevdam mavzer bana…
Suya attığın çiçekler,
Bir gün olur döner bana…”
“İnsanın bir iç şarkısı var…” diyor Zülfü LİVANELİ…
O iç şarkılarını,
İçinde cıvıldayan kuşları,
Düşüncelerini,
Her yanında açan çiçeklerini insanlarıyla paylaştığını düşünüyor…
Ve kendisinin çok şanslı olduğunu…
“Ve hikâyelerim var anlatacağım.
Onları anlatmak beni heyecanlandırıyor…” diyor…
Lütfen anlat Zülfü LİVANELİ…
Anlat!.
Biz dinlemek istiyoruz hikâyelerini, içindeki kuş cıvıltılarını…
Ve yaz lütfen!…
Binyıllardır süregelen evrende;
İnsana ve insana dair güzel gelen her konuda, özgürlüğü, yaşamı…
Bir Zülfü LİVANELİ geldi bu coğrafyaya dostlar…
Bir filozof!.
Bir bilge ozan!.
Bir âkil insan!.
Bir yüreği güzel ADAM!…
Çok korkuttuk ve kaçırdık ama
Şimdi Vatan’ında…
Ve yaşıyor aramızda.
Halâ, evet halâ yanı başımızda…
Yaşarken anmalı değerlerimizi.
Yaşarken anlamaya çalışmalı…
Minnetle, saygıyla…
YAZARIN SON YAZILARI
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ